ten images for ithaca

2009 yılı'nın teması "ben"di... yarışmaya gönderdiğim posteri buraya yerleştiriyorum.
kazananlara ve hatta geçmiş yıllardaki çalışmalara bakmanızı tavsiye ederim :)
http://www.tenimages.org/winners.php?aa=9

fingerprint :)

A Delirious Point of View!

"Since the world drives to a delirious state of things, we must drive to a delirious point of view."
jean baudrillard

demek çılgın bir bakış açısı ha? :)

Ödüllü Soru

Mayıs ayında mekanar'ın "ödüllü" bir sorusu olmuştu. Perec'nin aşağıya alıntıladığım sözü tartışmaya, sorgulamalara açılmıştı.
Herhangi bir “odada yatağın yerini değiştirdiğinizde oda değiştirdiğiniz söylenebilir mi? Eğer değilse değişen nedir?” Georges Perec, Especes d’espaces, 1974
Oldukça neşeli bulduğum bu etkinliğe katıldım...


Ödüllü yanıtları ve Atilla Yücel'in değerlendirmelerini şu adreste bulmak mümkün:
http://www.mekanar.com/tr/yarisma.html

Belki daha sonra Perec'nin sözü üzerine düşündüklerimi daha uzun anlatırım...

otuzdört :)

hugo mugo 2 :)

yukarıdaki ile hugo durağından ayrılmaya karar verdim...
yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim...
saygılar

hugo mugo :)

oyalanmak iyidir'den yola çıkıp Hugo Create'in round 8'indeyim bir süredir...
meşhur şişelerinin yanı sıra bu kez tema dört elementmiş: toprak, hava, su ve ateş...

çok düşünmeden, hatta tasarlamadan 3-4 kere bilgisayar başına geçtim ve şimdilik bu ikisi çıktı:)
aklımda başkaları da var...
ama bunları bugün sistemlerine yükledim!
eğlendim!!
merakla bekliyorum acaba halk bana da oy verecek mi?

foucault'nun hikayeleri, patricia duncker

tez bitti, işsiz kaldım derken metinlerle-okumayla kurduğum ilişkinin farklı bir yola girdiğini gördüm... bir alışveriş merkezinden 9.90'a alınan uçurtma avcısı 2 günü göremeden bitti... ardından dostlardan ödünç alınan kitapların ilkinden altını çizdiklerim:
"Tez yazmak tek başına yapılan saplantılı bir iştir. Başka hiçbir yerde değil, kafanızın içinde yaşarsınız."
.................................................................................................................................
işte bazen böyle aramadan karşına çıkıveriyorlar... keşke bir de zaman zaman "kafamın dışında"da yaşayabilmek için bir reçete verseymiş:)

.................................................................................................................................
"Ve bu, dünyayı çevrendeki insanlardan farklı görmenin yalnızlığıdır. Onların yaşamı seninkinden uzak kalır. Sen aradaki uçurumu görürsün, onlar göremez. Onların aralarında yaşarsın. Onlar toprakta yaşar. Sen çimde yürürsün..."

ps. teşekkürler Ali İhsan Başgül, ellerine sağlık:)

posters for "metu talks architectural history"

odtü mimarlık fakültesinde düzenlenen mimarlık tarihi söyleşilerinin posterlerini sevgili bilge imamoğlu tasarlamaya başlamış... mart 2008'den itibaren görevi devraldığımı söylemek sanırım yanlış olmaz. ilk başlarda bilge'nin konseptine bağlı kaldım ancak zamanla posterler farklı farklı yollarda ilerlemeye başladılar :)

aslı için kolye

yaparken çok keyif aldığım, eğlendiğim, zaman zaman ise yapıp bozmaktan daraldığım ilk takı: aslı için kolye :) 10 kasım 2008

yirmisekiz eylül ev...

Türk Mimarlarının Moskova Buluşması: 20. Yüzyıl Türk Mimarlığı


Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı tarafından, Mimarlar Derneği 1927’nin ortaklığıyla Eylül ayında Moskova’da gerçekleştirilen “20. Yüzyıl Türk Mimarlığı Sergisi”ne eşlik eden katalog-kitabın tasarımı... (Dil: Rusça - Türkçe, Sayfa Sayısı: 263, Boyut: 20 x 20 cm, Tarih: Ağustos 2008)

web eskizleri - kaç kişi





Mart 2008

logo eskizleri - ceu


Mayıs 2008

logo eskizleri - mne




Ekim 2007

kuşadası, ağustos 2008

Elias Canetti, Körleşme'den

- Kien, bu kışkırtmalar karşısında baştan çıkmamak için elini tıka basa dolu olan çantasına vururdu. Çantayı taşımak için özel bir tutuş biçimi bulmuştu. Bu tutuş biçimi, bastırırken gövdesinin elden geldiğince geniş bir alanının çantaya değmesini sağlıyordu. Kaburga kemikleri, incecik, kötü dikimli giysilerinin altından çantanın dokunuşunu duyardı. Kolunun omuzdan dirseğe değin uzanan bölümü, çantanın yan tarafındaki girintiyi tümüyle örter, tıpatıp uyardı oraya. Dirsekten bileğe dek olan bölümle de, çantayı altından desteklerdi. Yelpaze gibi açılan parmakları, derinin yüzeyinin her bir noktasında tutkuyla dolaşırdı.
.........................................................................................................................
Şu betimlemedeki inceliğe bir bakın! Bayıldım... Kitap dolu bir çantayı böyle taşımayan insan bunu yazabilir mi? Zaman zaman başka hayatlara dalmak için okuyoruz falan diyorlar ya, aslinda yalnız olmadığımızı hatırlamak için de okuyoruz. Bazen evin içinde bir odadan diğerine giderken bile, farkında olmadan, elime kitap alıyorum:)
.........................................................................................................................

- "Dinleyin!" diyerek eliyle Therese'ye biraz uzaklaşmasını işaret etti. Şimdi söyleyecekleri, bir uzamın varlığını gerekli kılıyordu.


- "Bana ait üç odadaki kitapların tamamının mülkiyetinin hukuken kocamda olduğunu, bu mülkiyet durumunda hiçbir zaman ve hiçbir koşul altında bir değişiklik yapılamayacağını beyan eder, sözü geçen üç odanın bana bırakılmasına karşılık birlikte yenecek yemekler sırasında konuşmayacağıma söz veririm."
İkisinin de istekleri yerine gelmişti. Nikah memurunun önüne çıktıklarından beri ilk kez el sıkıştılar.

- Körlük, zamanı ve mekanı alt etmeye yarayan bir silahtır; varlığımız tek dayanağını duyularımızla, gerek yapıları, gerekse kapsamları bakımından pek yetersiz olan duyularımızla kavradığımız birkaç kırıntının dışında, sonsuzluğa dek uzanıp giden bir körlükte bulur. Evrende egemen olan kuram körlüktür. Körlük, birbirlerini görmeleri halinde beraberlikleri düşünülemeyecek nesnelerin ve yaratıkların yanyana bulunabilmelerine olanak tanır. Zamanın artık çekilmez olduğu, taşınması olanaksız bir yüke dönüştüğü noktada koparılabilmesi, ancak körlüğün yardımıyla düşünülebilir. Bu konuda en canlı örnek, çiçeksiz bitkilerin üreme organlarıdır. Elverişsiz yaşama koşullarının içinde bulundukları sürece bu organlar, kalın zarlara arınır, körlüğün koruyucu örtüsüne bürünür; ta ki elverişsiz koşullar ortadan kalkana dek. Ondan sonra organ, kendini savunabilmek amacıyla körlüğün karanlıklarına sağınmış (herhalde "sığınmış" olmalı, bu kitaptaki typing hatalarını düzelttim okurken, acaba basımevine göndersem mi? sb) organ, örtüsünü atar ve bir avuç yaşam niteliğiyle ortaya çıkar. Süreklilik niteliğini özünde taşıyan zamandan kaçabilmenin bir tek yolu vardır insanoğlu için; arada sırada zamanın akışına gözlerini kapamak ve böylece görüldüğünde biza yabancı, itici gelmemesi için onu taşınabilir parçalarına bölmek"

- Esse percipi, yani varolmak, algılanmak demekti; algılanmayan bir nesnenin varlığında söz edebilme olanağı yoktu.

- Eski emektar merdiveni uygun gördüğü bir yere çekip üstüne ters çıktı; böylece sırtı kitap raflarına, başı tavana, bacaklarının uzantısı -yani merdiven- yere dokunuyordu. Gözleriyle de şimdi bir bütün halinde önünde uzanıp giden kitaplığının her yanını görebiliyordu. Böylece durarak sevgililerine şu konuşmayı yaptı: ...

- Savaşa katılanlar arasında geçmişe, üne, önem ve değere dayanan bütün farklar kaldırılmıştır. Ordunun demokratlaştırılmasının dışarıdan da görülebilmesi, bugünden başlayarak her cildin sırtı duvara dönük olarak durmasıyla gerçekleştirilecektir.

- Eğer kocasına duyduğu nefretten, kocasının da kılı kırk yararcasına, tutkuyla körüklemeye çalıştığı o nefretten güç almasaydı, kendisini oluşturan parçalara ayrılır, yani etek, ter ve iki kulak olarak dağılır giderdi.

otuzüç :)







bedri rahmi delifişek'den... II

Maydanoz
"Koskoca bir insan minicik bir maydanoz yaprağını kıskanır mı? Kıskanıyor işte. Mesleğin silsilesini yediğim zaman sağ elimle yaptığımı, sol elimle bozduğum zaman bütün canımı, bütün aklımı, bütün sevincimi, bütün tecrübelerimi ortaya serdiğim halde hiçbir sonuç elde edemediğim zaman maydanoz olmadığıma sahiden üzülmüşümdür."

..............................................................................................................

Bir Resim Ne Zaman Biter?..
""Vallahi," dedim, "ben renk peşindeyim. Benim anladığım resim hiçbir zaman bitmiyor. Biten bir şeyler oluyor. Ama resim değil de çoğu zaman boya bitiyor, terebantin bitiyor, fırça bitiyor, tual dayanamıyor bitiyor ve sabır bitiyor, çalışma sevinci bitiyor, en kötüsü ömür bitiyor!" Ve onlara Bonnard'ın Paris müzelerinden birindeki acıklı durumu anlattım. Bonnard'ın elinden çıktıktan on, on beş yıl sonra küçük resimlerinden biri müzeye konur, uzun süre resmini görmeyen Bonnard bir başkasının tablosunu seyredercesine inceler kendi eserini. Gözü resmin bir köşesine takılır. Bu köşeye ufak birkaç fırça vuruşuyla konulacak iki üç rengin tabloya büyük ölçüde değer vereceğine inanır. Ama bu resmin bulunduğu salonda öyle insafsız bir bekçi vardır ki, neuzübillah! Bonnard tam bir hafta bekçinin adımlarını hesaplar ve önceden hazırladığı küçük paletini cebinden çıkarmasıyla dilediği renkleri koyması bir olur."

Babamın Bavulu

Orhan Pamuk

"Herkesin bildiği ama bildiğini bilmediği şeylerden söz etmektir yazarlık. Bu bilginin keşfi ve onun geliştirilip paylaşılması okura çok tanıdığı bir dünyada hayret ederek gezinmenin zevklerini verir..."

****
Bedri Rahmi'den alıntıladığımı bunun üzerine tekrar okumalı! Ama asıl tuttukları bu noktalar benim tezim için (tarih yazma konusunda) duyduğum heyecanla nasıl da benzeşiyor!!!

inşaat falan demeyip geldiniz demek:) hoşgeldiniz... altıncı cadde mi?