kuşadası, ağustos 2008

Elias Canetti, Körleşme'den

- Kien, bu kışkırtmalar karşısında baştan çıkmamak için elini tıka basa dolu olan çantasına vururdu. Çantayı taşımak için özel bir tutuş biçimi bulmuştu. Bu tutuş biçimi, bastırırken gövdesinin elden geldiğince geniş bir alanının çantaya değmesini sağlıyordu. Kaburga kemikleri, incecik, kötü dikimli giysilerinin altından çantanın dokunuşunu duyardı. Kolunun omuzdan dirseğe değin uzanan bölümü, çantanın yan tarafındaki girintiyi tümüyle örter, tıpatıp uyardı oraya. Dirsekten bileğe dek olan bölümle de, çantayı altından desteklerdi. Yelpaze gibi açılan parmakları, derinin yüzeyinin her bir noktasında tutkuyla dolaşırdı.
.........................................................................................................................
Şu betimlemedeki inceliğe bir bakın! Bayıldım... Kitap dolu bir çantayı böyle taşımayan insan bunu yazabilir mi? Zaman zaman başka hayatlara dalmak için okuyoruz falan diyorlar ya, aslinda yalnız olmadığımızı hatırlamak için de okuyoruz. Bazen evin içinde bir odadan diğerine giderken bile, farkında olmadan, elime kitap alıyorum:)
.........................................................................................................................

- "Dinleyin!" diyerek eliyle Therese'ye biraz uzaklaşmasını işaret etti. Şimdi söyleyecekleri, bir uzamın varlığını gerekli kılıyordu.


- "Bana ait üç odadaki kitapların tamamının mülkiyetinin hukuken kocamda olduğunu, bu mülkiyet durumunda hiçbir zaman ve hiçbir koşul altında bir değişiklik yapılamayacağını beyan eder, sözü geçen üç odanın bana bırakılmasına karşılık birlikte yenecek yemekler sırasında konuşmayacağıma söz veririm."
İkisinin de istekleri yerine gelmişti. Nikah memurunun önüne çıktıklarından beri ilk kez el sıkıştılar.

- Körlük, zamanı ve mekanı alt etmeye yarayan bir silahtır; varlığımız tek dayanağını duyularımızla, gerek yapıları, gerekse kapsamları bakımından pek yetersiz olan duyularımızla kavradığımız birkaç kırıntının dışında, sonsuzluğa dek uzanıp giden bir körlükte bulur. Evrende egemen olan kuram körlüktür. Körlük, birbirlerini görmeleri halinde beraberlikleri düşünülemeyecek nesnelerin ve yaratıkların yanyana bulunabilmelerine olanak tanır. Zamanın artık çekilmez olduğu, taşınması olanaksız bir yüke dönüştüğü noktada koparılabilmesi, ancak körlüğün yardımıyla düşünülebilir. Bu konuda en canlı örnek, çiçeksiz bitkilerin üreme organlarıdır. Elverişsiz yaşama koşullarının içinde bulundukları sürece bu organlar, kalın zarlara arınır, körlüğün koruyucu örtüsüne bürünür; ta ki elverişsiz koşullar ortadan kalkana dek. Ondan sonra organ, kendini savunabilmek amacıyla körlüğün karanlıklarına sağınmış (herhalde "sığınmış" olmalı, bu kitaptaki typing hatalarını düzelttim okurken, acaba basımevine göndersem mi? sb) organ, örtüsünü atar ve bir avuç yaşam niteliğiyle ortaya çıkar. Süreklilik niteliğini özünde taşıyan zamandan kaçabilmenin bir tek yolu vardır insanoğlu için; arada sırada zamanın akışına gözlerini kapamak ve böylece görüldüğünde biza yabancı, itici gelmemesi için onu taşınabilir parçalarına bölmek"

- Esse percipi, yani varolmak, algılanmak demekti; algılanmayan bir nesnenin varlığında söz edebilme olanağı yoktu.

- Eski emektar merdiveni uygun gördüğü bir yere çekip üstüne ters çıktı; böylece sırtı kitap raflarına, başı tavana, bacaklarının uzantısı -yani merdiven- yere dokunuyordu. Gözleriyle de şimdi bir bütün halinde önünde uzanıp giden kitaplığının her yanını görebiliyordu. Böylece durarak sevgililerine şu konuşmayı yaptı: ...

- Savaşa katılanlar arasında geçmişe, üne, önem ve değere dayanan bütün farklar kaldırılmıştır. Ordunun demokratlaştırılmasının dışarıdan da görülebilmesi, bugünden başlayarak her cildin sırtı duvara dönük olarak durmasıyla gerçekleştirilecektir.

- Eğer kocasına duyduğu nefretten, kocasının da kılı kırk yararcasına, tutkuyla körüklemeye çalıştığı o nefretten güç almasaydı, kendisini oluşturan parçalara ayrılır, yani etek, ter ve iki kulak olarak dağılır giderdi.